Bugun...



ON PARMAĞINDA ON MARİFET OLAN USTA PEKCAN TÜRKEŞ NEWSTANBULMEDİA DERGİSİNE KONUK OLDU


facebook-paylas
Güncelleme: 11-01-2019 18:53:34 Tarih: 11-01-2019 18:28

ON PARMAĞINDA ON MARİFET OLAN USTA PEKCAN TÜRKEŞ NEWSTANBULMEDİA DERGİSİNE KONUK OLDU

Türk tiyatrosunun ve TRT’nin emektar ismi Pekcan Türkeş, on parmağında on marifet olan ustalardan. Avukat, öğretmen, turist rehberi, mütercim, hikâye, oyun ve roman yazarı, seslendirmeci, tiyatro, dizi ve reklam oyuncusu, gazeteci,gurme, TV Program yapımcısı,Seyyah... Bütün bu işlerin altından başarıyla kalkan Türkeş’in gençlik iksiri ise çok çalışmak ve kul hakkı yememek...Pekcan TÜRKEŞ ile röportaj yapacagımız mekan Beyoğlu'nda Türk sinemasının kalbi sayılan Yeşilçam sokak Ayhan Işık sokaktaki Majestik sinemasından içeriye girdiğimde sinemanın sahibi eski oyuncu Şahin Dilbaz karşıladı beni.Aileden (baba ve amcası) iki kuşak sinemacı olan,Şahin bey  Yılmaz Güney'in ''acı''ve ''ağıt'' filmlerinde oynamış biridir.Birazdan Pekcan Türkeş'te katıldı aramıza.Sohbet sırasında Pekcan bey cuma günleri saat 12:00-13.30 arası SAT7 Türk tv kanalında Şemsa Deniz'in sunduğu''Lezzetli sohbetler''de hukuk ve turizm konulu sohbet programından söz etti. Röportaj sırasında Şahin bey in bir sinemacı dostu da geldi Halit Atayılmaz bir zamanlar 7 yazlık sinema bahçesi çalıştıran İstanbul'da 60 lı yıllarda 350 yazlık sinema oldugunu anlatan Halit bey;şöyle devam etti.Eyüp halk bahçesinde,halk;saat 15.00 da   gelir akşamki filmi izlemek için yer tutarlardı.Hülya Koçyiğit ve Nuri Sesigüzel'in oynadığı siyah beyaz ''Kara Sevda''filminde seyirciler hıçkırıklarla ağlarlardı.Zeki Müren'in bile katıldıgı konserler ve sünnet düğünleri yapılırdı.Sohbetimiz ilerledikçe Şahin bey'in 3.kuşaktan büyük oğlu Fırat Dilbaz'da bize katıldı.Fırat Dilbaz Majestik film adına''Maşa ile koca ayı''''frankeştayn'' ve ''aşkın dile ihtiyacı yoktur''filmlerini ithal edip,Türkiye'de oynatmıştı.Barfi filminden söz açılınca Pekcan Türkeş şöyle bir açıkama yaptı ;Ünlü Hint sinemasında ''Avare'' filmi ile ün yapmış olan Raj Kapor'un başrolünü oynadığı  Barfi  filminin fragmanında Raj kapor Türk hayranlarına Türkçe seslenmiştir,dedi.


SUNUCU ŞEMSA DENİZ TOLUNAY İLE SAT 7 TÜRK  TV’DE HER HAFTA HUKUK VE TURİZM KONULARI
Bir zamanlar Olacak O Kadar TV’de Yusuf Yusuf Usta isimli sakar aşçı tiplemesiyle tanıdığımız “Yaş yetmiş iş bitmemiş” deyiminin en güzel örneğini veren Pekcan Türkeş; SAT 7 TÜRK  TV’de Şemsa Deniz Tolunay’ın sunduğu Lezzetli Sohbetlerde güncel hukuk ve turizm konularını işliyor.Sanatçılığının yanı sıra 1973 yılından beri Avukatlık da yapan beş yabancı dil bilen TÜRKEŞ; aynı zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığının 41 yıllık bröveli Rehberi.SAT7 TÜRK ‘deki Program sunucusu Şemsa Deniz Tolunay ise Atina Devlet Konservatuarı ve M.S.M. Tiyatro Bölümü mezunu.Şemsa Deniz TRT’nin Çırağan Baskını dizisinde Ali Süavi’nin eşi Marie rolüyle başarılı bir karakter çizmişti.


41 KERE MAŞALLAH!
41 yıldır da Fransızca ve İngilizce dillerinde Kültür Bakanlığı kokartıyla profesyonel turist 
rehberliği yapan Pekcan Türkeş’e 41 kere Maşallah diyoruz.Fransızca-İtalyanca-İngilizce ve Arapça biliyor
TRT İSTANBUL RADYOSUNDA ÇALIŞMALARINIZ?
TRT Çocuk Saati, Arkası Yarın ve Çocuk Bahçesi programlarında 43 yıl içinde 2.080 kadar oyunda seslendirmeci, mikrofona koyucu, oyun yazarı ve oyuncu olarak görev yaptım.Guinness’e bile girmem lazım aslına bakarsanız. Radyo ile dört nesil büyüttüm.
REHBER OLARAK?
Turist rehberliğinde ise yaklaşık 150 bin kişiye İstanbul’u gezdirdim.Enerjimden ve neşemden
 bir şey kaybetmedim.70 yaşındayım.Kul hakkı yemediğim için de genç kaldım.Pozitif bir insanım.
ANLAMADIĞINIZ ŞEY VAR MI?
Her şeyden anlarım; bir futboldan bir de kumardan anlamam.
YABANCI DİLLERE MERAKINIZ NASIL BAŞLADI ?
Sergüzeşt bir mizacım var. Tabii bu bir meslekten ziyade bir merak, bir özellik. Daha 16 yaşımdaydım. Otostopla tüm Avrupa’yı gezdim. Benzin istasyonunda, mezbahada çalıştım. Bulaşıkçılık, garsonluk yaptım ama yılmadım. Her yaptığım işi amatör bir coşku ile fakat profesyonel disiplin içinde yaptım. İş hayatına da böylece atıldım. Gezdiğim ve çalıştığım ülkelerde bildiğim dilleri daha da pekiştirdim.Daha lise yıllarımda kendi çabamla İngilizce öğrenmiştim. Fransızca öğrenmeme ise zaruret diyebiliriz. Çok ilginç bir hikâyesi var bunun. O yıllarda mektup arkadaşlığı diye bir şey vardı. Benim de Fransa’da mektuplaştığım bir arkadaşım... Daha lise talebesiyken çıkıp Fransa’ya gittim. Mektup arkadaşımı buldum; ancak o, tek kelime İngilizce bilmiyormuş. Meğer mektupları İngilizceye tercüme ettirip öyle yolluyormuş. Tabii ben de tek kelime Fransızca bilmiyorum o zaman. Azmettim ve üç ay gibi kısa bir sürede Fransızcayı söktüm. Hem de bir Fransızla anlaşacak kadar. Tabii sonrasında ilerlettim ve Kültür Bakanlığı’ndan İngilizce ve Fransızca dillerinde rehber kokartı almayı başardım. Öğretmenlik yaptığım yıllarda çocuklar içinde yazdığım ‘The Stories of  Nasreddin Hodja’ isimli kitabım çıktı. 
ARAPÇA’YI NASIL ÖĞRENDİNİZ?
Libya Cemahiriyesi’nde 1980-83 arası üç yıllık bir eğitimin semeresi olarak Arapça öğrendim. 


AMERİKALI HİKAYE YAZARI PECK NACK ‘IN HİKAYESİ NEDİR?
60’lı-70’li yıllarda HAYAT-SES Grubuna bağlı “Hayat Resimli Roman Dergisi”nde çeviriler yapıyordum. Hatta dünya edebiyatına armağan ettiğim Peck Nack (!) karakteri de bu yıllardan kaldı. O zamanlar HAYAT-SES Grubunun Başkanı Şevket Rado telif eser yerine yabancı dilden tercüme edilen hikayelerin yayınlanmasın istiyordu. Onlarca O.HENRY öykülerini Türkçeye çevirdim. O.Henry hayranlığım had safhadaydı. Yıllar sonra bugünlerde ADA Romanı piyasaya  çıkan HALUK ŞAHİN, İngilizce beni tanıtan bir yazısında şöyle demişti: “Şaşırtan Pekcan Türkeş O.Henry'nin hikâyelerinden birinde ansızın karşımıza çıkıp bizi hayretler içinde bırakan bir karakter "O". Birkaç yıl önce bir rastlantı sunucu kardeşim Abdullah Şahin'in Nokta Tiyatrosunda Pekcan'ı tanıdım ve bir oyuncu olarak çok yetenekli gördüm daha sonra diğer meziyetlerini de keşfettim.” İşte ben de O.Henry gibi sonu sürprizle biten hikayeler yazmayı düşündüm. Kendi kurguladığım aşk hikâyelerini Peck Nack isminde bir yazarın kaleme aldığı ve Pekcan Türkeş’in de bu eserleri çevirdiği masalını uydurdum. “Peck Nack” mahlasıyla onlarca hikayem yayınlandı. Birgün Yazı İşleri Müdürümüz Aşk Istıraptır,Şafak Sökerken ,Vatan Borcu ,Dağ Başını Duman Almış ,Oğuz Han gibi romanların yazarı Oğuz Özdeş ağabeyime bu konuda itirafda bulunduğumda “Bütün öykülerdeki karakterlerin senin gibi romantik, sergüzeşt, hayalci olması sebebiyle sana ait olduğunu hemen anladım; şevkini kırmak istemedim.” dedi o da tebessümle...
BAŞKA?

Turkish Daily News’te Court Room, Legal Advice For Foreigners ve Sultan’s Dining Table
 köşelerini yazdım. Cruise & Travel Dergisi ve Yenigün Gazetesinde periyodik seyahat yazıları yazıyorum.Abdullah Şahin Tiyatrosunda “Param Sağ Olsun!” ve Erguvan Yapımın “Eyvah Dedem Uyandı!” Teknolojik komedisinde baş rolü oynuyorum.


SON OLARAK PEKCAN TÜRKEŞ’İN SAT7 TURK TV KANALINDA “LEZZETLİ SOHBETLER” PROGRAMINDAKİ“AŞK VE HÜZÜN ŞEHRİ PARİS” İLE İLGİLİ SOHBETİNDEN BİR BÖLÜM SUNALIM:
16 yaşında Paris’i tanıdım.Muş Lisesinde okurken Pen Pal tabir edilen Fransız bir kalem
 Arkadaşım vardı.Paris’e 150 km mesafede Tekstilin başkenti sayılan Troyes diye bir şehirde
 yaşardı.16 yaşımda 4000 km yol katederek otostopla Muş’tan önce Troyes’e sonra Paris’e geldim.Otostop ile Avrupa seyahat anılarım o zamanki tirajı yüksek Gazetelerinden birinde “Dünyayı dolandıran Esat Selçuk ile Avrupa’yı Otostop ile dolanan Türk; Pekcan Türkeş biraraya geldi”isimli Röportajım yayınlandı. 5 yıl sonra da Fransa’da öğrenip ilerlettiğim Fransızcam ile Yeni Levent Lisesinde Fransızca öğretmenliği yaptım.

TRUVA’LI PARİS’İN GÜZEL HELEN’İ KAÇIRIŞI
Troyes (Truva) şehrinin ismi bu günkü Çanakkale’de yer alan antik Truva’dan gelmektedir. Paris ismi de  Truva kralı Priamos’un oğlu Paris’den dolayı verilmiştir .Yunan mitolojisinde, Truva Savaşı ;Truva'lı Paris'in Sparta Kralı Menelaus'un karısı Güzel Helen'i kaçırması sonucunda meydana gelmiştir.Güzel Helena denince aklıma bu akşam Sancaktepe Dr.Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezinde sahneleyeceğimiz oyun geldi: Param Sağ olsun!Bu oyunda rol alan Dilek Karaduman arkadaşımızın takma ismi de Güzel Helena.Sancaktepe Belediyesinin bir kültür hizmeti olarak sunduğu Ücretsiz bu oyuna herkesi davet ediyoruz

HALUK ŞAHİN’İN MİTOLOJİK TRUVA’NIN SIRLARINI ANLATAN ROMANI “ADA”
Troya Antik Kenti'nin UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine Kabulü'nün 20.yılı sebebiyle2018 yılı tüm dünyada ''Troya Yılı'' ilan edildi.Bu arada “Avukat Sizsiniz” ve “ Bir Rehber Gözüyle İstanbul “Kitaplarımın önsözünü yazan ve 2018 yılı Homeros Ödülü sahibi Haluk Şahin;Troya yılının kutlandığı bu günlerde yazdığı Ada Romanında Bozcaada- Troya ekseninde Troya’nın gizlerini araştıran bir arkeolog vasıtasıyla mitolojinin karanlık köşelerine ve Troya'ya uzanıyor. 

AŞK VE HÜZÜN ŞEHRİ PARİS 
( Aşıklar için bir Mıknatıs)
Aşk şehri Paris;aşıklar için bir mıknatıs; .Dünyanın sanat ve kültür uzmanları için sarsılmaz bir doğal cazibe merkezi:Lüksün ve Modanın dünya başkenti.Filmlere, romanlara, aşklara konu olan Paris;  diğer adı ile “La Ville Lumiere” yani "Işık Şehir." Tüm dünyada anıtları,modası,  kültür-sanat yaşamı ile bilinen Paris, dünya tarihinde de önemli bir şehir. Fransa Paris değildir ama Paris Fransa'dır. Bu nedenle Paris hakkındaki gözlemler, Fransa hakkındaymış gibi okunabilir. Fransa’yı başka hiçbir şehri bu derece yansıtamaz. Paris, her zaman herkesin ilk gitmek istediği, sonrasında vazgeçemediği bir şehirdir. Geçmişinin çok versiyonlu hikâyesi onu çekici kılıyor olsa gerek.

JAPONLARIN KUYRUK YAPTIĞI EYFEL KULESİ

Dünyanın şöhretler listesinde yer alan ve Paris’i Paris yapan simgelerden bir tanesi de Eyfel Kulesi… Asla Paris Eyfel Kulesinden ayrı düşünülemez. Genç yaşlı herkesin mutlaka görmek istediği yerler arasında ilk sırada geliyor… Eyfel kulesinin önünde uzun kuyrukların oluşuyor. Şu Japonlara hayranım dünyanın her yerini dolaşıyorlar. Kuyruğun yarısı onların...Japonlar;kuyruk oluşturmada Dünyada birinci gelir HawaiiveRothenburg da( ortaçağ eski şehri olmakla birlikte, dünyanın her yerinden gelen turistler için bilinen bir yer) Ramen Çorbası kuyruklarında görürüz onları.Ramen, Çin kökenli olan ve çorba içinde sunulan eriştenin Japon Mutfağı'ndaki adıdır. Genellikle çorbası, et suyu ile yapılır ve dilimlenmiş et, kurutulmuş deniz yosunu,kamaboko, yeşil soğan ve hatta mısır gibi üst malzemeleri ile servis edilir.
Paris Şehir armasındaki gemi;Ortaçağ'da şehri yöneten güçlü “gemiciler" ya da "su tüccarları"nın kurduğu birliği sembolize ediyor.Filmlere, resimlere, şarkılara, şiirlere konu olmuş,şampanya ve rüyalarla beslenen hiç uyumayan Paris şehir merkezi yirmi bölgeye ayrılmıştır. Gezilere genellikle birinci bölgedeki Paris’in en önemli sembolü olan Eyfel Kulesi ile başlanır. Kimilerine göre kule, kimilerine göre yere düşmüş dondurma külahı olsa da, Eyfel Kulesi’nin dünyanın en ikonik yapılarından biri olduğu inkar edilemez bir gerçektir. 

Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Mühendis Gustave Eiffel tarafından, Fransız 
Devrimi'nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Expo 1889 Paris fuarının giriş
 kapısı olarak inşa edilmiştir.10 tonun üzerinde ağırlığa sahip dökme demir kule, 1931 yılında Empire State Building yapılana kadar 320 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyük yapısı unvanına sahipmiş. 
Eiffel Kulesine çıktığınızda göreceğiniz Paris manzarası  muhteşem:
Sen Nehri,  Zafer Takı hatta çok uzaklarda Montmarte ve Sacre Coeur Kilisesi’nin bulunduğu 
Paris’in tek tepesini bile görebilirsiniz. 
Bu arada Eyfel Kulesi’ni en azından bir kere gece de görmelisiniz. Harikulade bir ışıklandırmaya sahip kulede her saat başında yaklaşık beş dakikalık ışık şovları yapılıyor.Zaten bu özelliği nedeniyle turistler akın ediyor. Ayrıca Paris’in muhteşem manzarasında 2.Kattaki Jules Verne(Bilim kurgunun babası Balonla Beş Hafta -Dünyanın Merkezine Yolculuk ve Aya Yolculuk  kitaplarının yazarı) Restaurant’ta  nefis bir yemek için kuyrukta beklemeye hazır olun.
NOTRE DAME’IN KAMBURU QUASİMODO VE ÇİNGENE AŞKI GÜZEL ESMERALDA
Paris’te bir hayli kilise var. Romanlara da konu olmuş en ünlülerinden bir tanesi Seine Nehrinin kıyısında bulunan ünlü Notre Dame Katedralinin yapımına 1015 yılında Werner de Habsbourg tarafından konulan ilk taşla başlanmış, 1439 yılında ancak tamamlanabilmiş… Dünya ülkelerinden turist yoğunluğu yaşayan bu Katedral,Meryem Ana’ya ithafen isimlendirilmiş.Kendine has taş rengi ve heybetiyle bin yıldır ayakta duran Katedralin, bin yıldır da çalışan bir taş atölyesi bulunuyor. Gerçekten de görülmeye değer bir yapı…
Katedrali gezerken Victor Hugo’nun o unutulmaz romanındaki kahramanlarının; sayfalar
 arasından bir bir kopup gelecek ve bize tekrar o aşk trajedisini yaşatacakmış hissi uyandı… 
“Notre Dame’in Kamburu” ne güzel bir eserdir. (Antony Quin -Gina Lollobrigida )
Bu eserin unutulmaz kahramanları olan Kambur Quasimodo’nun (kilisede hizmet eden,çan 
çalan zangoç)delice aşık olduğu fakat aşkına karşılık bulamadığı Paris’li çok güzel bir çingene
 kızı olan Esmeralda’nın hazin öyküsü…  Notre Dame Katedralinin kahramanlarına veda edip
 başka bir kahramanın iz bırakan yaşantısına dönüyorum…


12 CADDENİN KESİŞTİĞİ CADDEDEKİ ZAFER TAKI VE 320 ÇEŞİT PEYNİR ÜRETEN FRANSA 
Victor Hugo Caddesi boyunca ilerleyip Charles de Gaulle Meydanı’nın ortasında bulunan Zafer Takı’na ( Arc de triomphe de l'Étoile) ulaşıyoruz. 1806 yılında Napolyon tarafından inşa ettirilen 49 metre yüksekliğindeki bu anıt, 12. caddenin kesiştiği bir kavşağın tam ortasında bulunmakta. Napolyon Bonapart, Austerlitz savaşında galip gelen Fransız askerlerine seslenerek, “Evinize zafer taklarının altından geçerek döneceksiniz,” demiştir. 1923 yılından beri sönmeden yanmaya devam eden ateş, I. Dünya Savaşında ölen Fransız askerlerinin bulunduğu Meçhul Asker Mezarı (Tombe Du Soldat Inconnu) ve anıt üzerindeki “Gidiş, Direniş, Zafer, Barış” anlamına gelen dört büyük heykel turistlerin odak noktası. 
Napolyon öldüğünde cenazesi Zafer Takı'nın altından geçmiştir. Etoile Zafer Takının, sağ tarafında "De Gaulle au pouvoir" (De Gaulle Iktidarda ) ve sol tarafında ise "Vive De Gaulle"(Yaşasın De Gaulle) yazılıdır.Charles de Gaulle (1890-1970) Fransız asker ve devlet adamı.
 1958-1969 arasında cumhurbaşkanlığı yapmıştır.Fransız kahramanının ve dünyadaki fransız okullarının 1/4unun adı.bu isim ayrıca birçok binaya, köprüye ve bilimum fransız askeri nevalesine verilmistir.Gaulle aynı zamanda zeytin toplamakta kullanılan sopanın veya sırığın adıdır fransada.ismine uygun boyu olan bu zatın 1968 yılında türkiye yi ziyareti sırasında kalacağı yerlerdeki yataklar tadilatla uzatılmıştı.
Bu arada De Gaulle'ün Fransa ile ilgili şu sözünü de hatırlayalım:
“Üç yüz yirmi  çeşit peynir üreten bir ülkeyi yönetebilmek kolay değil.”
Türkiye'de 193 peynir çeşidi var sadece 9'u tescilli
ŞANZELİZE Champ Elysees Ve LİDO SHOW 
Zafer Takı’nı gördükten sonra yolun karşı tarafına geçip dünyanın en ünlü caddelerinden biri sayılan Şanzelize’ye yöneliyoruz. İki kilometrelik Champ Elysees, geniş kaldırımları, şık mağaza ve restoranlarıyla göz alıcı. Seçkin moda  ve  mücevher mağazalarından alışverişinizi yapabilirsiniz . Alışveriş ateşinizi söndürdüğünüzde fındık, ceviz, badem eklenerek şeker ve yumurta beyazı ile yapılan Marie-Antoinette’i utandıracak lezzetteki muhteşem makaronlar (kurabiye) ile kendinizi şımartabilirsiniz. Hatırlayacaksınız Fransa Kraliçesi 16. Louis’in eşi Marie Antoinette;Fransa’da yapılan un zamları sonucunda ekmek kıtlığı oluşup, Fransız kadınlar Kral ve Kraliçe’nin ikamet ettiği Versay sarayına yürüdüklerinde  Kraliçe, ne olup bittiğini sorar. 
“Ekmek istiyorlar” yanıtıyla durumu öğrendiğinde ise ünlü vecizeyi aktarır:
 “Ekmek bulamazlarsa, pasta yesinler” 
Bizde Edirne ve Bebek’te nefis badem ezmesi Acıbadem kurabiyesi de tadabilirsiniz.
Şanzelize;Paris’in en güzel caddesi olarak gösteriliyor. Kozmetik ,kitap ve mücevher sevenlerin uğrak yeri. Otomobil galerileri de bu cadde üzerinde. . Şanzelize eskiden büyük bir tarlaymış. Fransızca'da Şan(Champs ) tarla,Elize de Saray'ın ismi.
Şanzelize Caddesi üzerinde, Lido Show gösteri merkezi dünyanın en eğlenceli kabarelerini sunar. Birçok turist için en eğlenceli gezi noktalarından biridir. Sırası gelmişken hatırlatalım, gösteri sırasında fotoğraf ve kamera çekimi yasak olduğunu hatırlatalım.


CONCORDE MEYDANINDA SULTAN AHMET’DEKİ DİKİLİTAŞIN BENZERİ
 DİKİLİTAŞ VE DÖNME DOLAB

Şanzelize Caddesi’nin başında olan Concorde Meydanı Fransa’nın ikinci en büyük meydanıdır.İtalyan yazar, gazeteci ve diplomat olan Curzio Malaparte, "Copncorde Meydanı ;meydan değil,aydınlıktır" demiştir. 1763 yılında açılışı gerçekleştirilen meydanın ortasında, 23 metre uzunluğunda, 280 ton ağırlığında, İstanbul Sultanahmet Meydanı’ndaki dikilitaşın bir  benzeri yer almaktadır. Bu dikilitaş 19. yüzyılda Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından Fransa’ya hediye edilmiş ve ardından Mısır Obeliksi olarak da anılmaya başlanmış.Üzerinde, II. Ramses’in hükümdarlığını anlatan çeşitli hiyeroglifler yer almaktadır .Şehrin pek çok yerinden görülebilen La Grande Roue ;Dikilitaşın arkasındadır. La Grande Roue, 1900 senesinde inşa edilmiş olan 100 metre yüksekliğinde bir dönme dolaptır. 1980'lere kadar dünyanın en büyük dönme dolabı unvanını korumuştur.Meydanda iki tarihi çeşme bulunmaktadır. Üzerlerinde yer alan figürler oldukça dikkat çekici.
MADELEİNE KİLİSESİ VE MADLEN ÇİKOLATASI
Église de la Madeleine yani Madeleine Kilisesi, 1806'da Pierre-Alexandre Vignon tarafından
 tasarlanmıştır. Roma tapınağı biçimindeki yapı,  Antik Çağ mimarlığıyla sanatına yönelen
neo-klasik akımın bir örneğidir.  
La Madeleine deyince Madlen çikolatası akla gelir. Hikayesi şöyle: Eskiden bu meydanda bir 
şekerci varmış. Kolay tüketilebilecek bir çikolata yapmak için hazırladığı kalıpları dünyaca 
kabul görünce bu çikolata türüne “Madlen” denmiş. Şu an meydanda o şekerci yok ama
 Madlen çikolatası dünyanın her yanında hükmünü sürüyor.
PRENSES DİANA SON AKŞAM YEMEĞİNİ VENDOME MEYDANINDAKİ RİTZ 
OTELİNDE YEDİ

La Madeleine’den az ilerisinde Lady Diana'nın Paris ziyaretlerinde kaldığı Ritz Oteli’nin bulunduğu Vendome Meydanı’na varıyoruz. Prenses Diana ile Dodi son akşam yemeğini bu otelde yemişler. O güne dönersek: Galler Prensesi Diana, Dodi ile birlikte kaldığı otelde, 30 Ağustos 1997 günü saçını yaptırır, birkaç yere telefon açar, aşağıda bekleyen gazetecileri göndermek için uğraşır. Akşam yemeğini yedikten sonra Leydi Di ve Dodi otelden çıkarlar, ancak gazetecilerin takip ettiklerini fark ederek kaçmaya başlarlar. Maalesef elim bir trafik kazasında hayatlarını kaybederler.
 OPERA GARNİER
Barok mimarisiyle muhteşem bir görüntü sunan bu efsanevi tiyatro binası; Gaston Leroux’in 
dünyaca ünlü romanı “The Phantom of the Opera”“Operadaki Hayalet” için de ilham kaynağı 
olmuş. 1874 yılında Charles Garnier tarafından inşa edilen bina yaklaşık ikibin kişi kapasiteli.
Molière’e göre, insanın duyduğu gürültüler içinde en pahalısı "Opera".

AVRUPA’DA EN BÜYÜK AVM GALERİ LAFAYET
Operanın hemen arkasında  lüks mağazalarla dolu Galeries Lafayette alışveriş merkezini
 görüyoruz.Biraz dikiş becerisi ve biraz emek küçük bir kumaş parçasını bir yorgana dönüştürebilir.
 1893’te, iki kuzenin kendi küçük tuhafiyecilerini büyüterek Avrupa’nın günümüzdeki en büyük mağazasına dönüştürdüğü bu Alış Veriş Merkezinde moda koleksiyonları 3 binayı ve 70000 metrekarelik satış alanını kapsıyor.
LOUVRE MÜZESİ MONA LİSA VE VENÜS 
Her gün binlerce insanın ziyaret ettiği Luvr Müzesi, 1793 yılında açılmış ilk devlet müzesidir.60 bin metrekare alan üzerine kurulu bu devasa büyüklükteki müze-sarayda, tarih öncesi dönemlerden 19. yüzyıla kadarki devri kapsayan yaklaşık 380 bin eser sergilenmektedir. II. Dünya Savaşı sırasında, Louvre’un hazineleri Fransa’nın en ücra köşelerinde saklanmış.
Kurşun geçirmez camın ardından Leonardo da Vinci’nin meşhur Tablosu Mona Lisa’nın gözlerine bakıp, gizemli Venus de Milo’yu selamlayarak bu muhteşem Müzenin keyfini çıkarabilirsiniz,Unutmayın her sanat eserine 30 saniye ayırırsanız ömrünüzün 100 yılını buraya adamanız gerekir. Luvr’dan sonra Paris’teki en önemli müze olan MUSEE D'ORSAY Orsay Müzesi’nin yapımı, 1986 yılında tamamlanmış ve ziyarete açılmış. Çoğu Avrupa’dan getirilmiş mobilya, heykel, tablo, fotoğraf gibi parçalardan oluşan yaklaşık 4000 sanat eseri bulunmakta. 

RESSAMLAR TEPESİ MONTMARTRE VE ZARİF BİR KUĞUYU ANDIRAN SACRE 
COEUR BAZİLİKASI

Paris'in birçok ressamın eserlerini yaptığı, sergilediği ve satışa sunduğu Ressamlar Tepesi diye adlandırılan Montmartre'de bulunan Sacre Coeur Bazilikası, şehirdeki en önemli tarihi ve dini yapılardan biri... Bu kilise hem mimari yapısı hem de bembeyaz rengiyle zarif bir kuğuyu andırıyor. Kilisenin ve ressamların yanı sıra lokantaların, kafelerin ve hediyelik eşya dükkanlarının da fazlaca bulunduğu bu tepede turistler için her şey düşünülmüş. AyrıcaParis’in muhteşem manzarası bu yüksek tepeden görülmeye değer…Montmartre’ın merdivenlerinden veya Fünikilerle yukarı çıktığımızda Sacre Coeur Kilisesi bizi karşılıyor.Paris’in en yüksek tepesi olan Şehitler Tepesi’nde inşa edilmiş olan bu Bazilikanın adı “Kutsal Kalp” anlamına gelmektedir. Notre Dame Katedralinden sonra turistler tarafından en çokziyaret edilen ikinci anıt-kilisedir. 1874-1914 yılları arasında yapımı tamamlanmıştır.İki dünyasavaşını da neredeyse hiç zarar görmeden atlatan bu Kilisenin tavanındaki muhteşem İsamozaikleri görülmeye değer.Paris’in tepeden görünümü muhteşem.Dünyanın pek çok noktasından gelen ressamların bulunduğu “Ressamlar Tepesi” de bazilikanın arka tarafında bulunuyor.
DALİDA'NIN YAŞADIĞI EV
Montmartre’dan yokuş aşağı inerken pek çok hediyelik eşya dükkânı göreceksiniz.Biraz aşağıda Kahire doğumlu  İtalyan asıllı şarkıcı, sinema oyuncusu Dalida’nın yaşadığı Evi görüyoruz. Montmartre Mezarlığında Mezarı olan Dalida; Kariyerini vatandaşlığına geçtiği Fransa'da yaptı. 55 altın plak alan 1987 yılında 54 yaşında kaybettiğimiz aynı zamanda "elmas plak" verilen ilk şarkıcı olan Dalida Montmartre Rue d'Orchampt 11 Numaralı evde yaşamış.

PİGALLE MOULİNE ROUGE VE KALDIRIM SERÇESİ EDİTH PİAF
Ünlü gece kulübü Mouline Rouge (Kırmızı Değirmen)'un bulunduğu İstanbul'un Beyoğlusu 
sayılan Pigalle'de; bir zamanlar acılarla yoğrulmuş küçük ve yorgun bedeniyle, bu kaldırımları 
inleten olağanüstü büyük bir sese sahip “Kaldırım Serçesi” Edith Piaf'ın hayat hikayesini
 anımsadım… Sesi kendinden büyük olan ve hayatlarımıza dokunan bu sanatçıyı yıllar önce
 radyoda hayat hikayesinin anlatıldığı arkası yarın oyununda tanımıştım... O zamandan
 dokunmuştu bana hikayesiyle…Duayen Tiyatro Sanatçısı Gülriz Sururi Edith Piaf'ın 
hayatını anlatan Kaldırım Serçesi adlı müzik oyunundaki Edith Piaf yorumuyla Avni Dilligil 
En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü almıştır.
Pigalle'nin kaldırımlarında  Edith Piaf'ın sevdiğim “La Vie en Rose “ (Pembe Hayat)  ve 
 "Non je ne regrette rien"(Hiç pişman değilim) şarkılarını çok uzaklardan benim için söylediğini duyar gibiyim...
Kaldırım Serçesi Edit Piaf'ın bir zamanlar arşınladığı kaldırımları 1966 yılında ben de çiğneyip,
Deneme yazarı Marcel Proust'un Pansiyonunda kalmıştım.

SEİNE NEHRİ ÜZERİNDEKİ KÖPRÜDE AŞK KİLİTLERİ
Seine Nehri ; Paris’i yaklaşık olarak ortasından ikiye ayırıyor. Genel hatlarıyla kuzey-güney 
doğrultusunda olduğunu söyleyebileceğimiz bu ayrımı Fransızlar, nehrin akış yönüne göre sol
 taraftaki bölüme Rive Gauche ,sağ taraftaki bölüme de Rive Droite adını veriyorlar.Şimdi Sağ
 taraftan sola gitmek için bir Köprüye varıyoruz:

Seine Nehri üzerindeki “Pont Des Arts” (Sanatlar Köprüsü), Paris’teki aşıkların en yeni adresi. Köprünün korkuluklarında irili ufaklı yüzlerce kilit asılı. Aşkın kilidi var mı? Âşıklar adlarınınbaş harflerinin yazılı olduğu asma kilitleri asıp, anahtarlarını nehre atarak aşklarınıölümsüzleştiriyor.Dan Brown'un aynı adlı romanından uyarlanan ve başrolünü Tom Hanks'in üstlendiği"Cehennem/Inferno", Filmin, Yerebatan Sarnıcı'nda geçen bölümleri, sarnıcın Budapeşte'deki film platosunda birebir yapılan kopyasında çekildi.James Bond”Skyfall”Sean Connery’nin  James Bond’u canlandırdığı 1963 yapımı ‘To Russia with Love’ filminin bir sahnesi Yerebatan Sarnıcı’nda çekilmişti.Bir salgın gibi dünyaya yayılan akım ‘bitmeyecek aşkı’ sembolize ediyor.Dünyada bu Aşk Kilitlerinin bulunduğu Şehirleri şöyle sıralayabiliriz.
-Brooklyn Bridge Köprüsü New York
-Kasaplar Köprüsü Lyubliyana Slovenya
-Köln
-Seoul Tower Kulesi Seoul Kore
-Vodootvodny Kanalı Moskova 
-Hount Dağı Çin
-Salzburg Avusturya 
-Aşk Köprüsü Bosna Hersek Banja Luka Şehri Sırbistan
-Prag
-Ponte Milvio Köprüsü Roma

LA CLOSERİE DES LİLAS LEYLAKLAR ÇİFTLİĞİ 
Seine Nehrinin sol tarafında Montparnasse Bulvarı'nda Leylaklar Çiftliği kafesi Yahya Kemal'in sıklıkla gittiği bu La Closerie des Lilas Cafe'si 1847 den beri hizmet vermektedir. Müdavimleri  arasında Emile Zola, Paul Cézanne,  Aragon, Picasso, Sartre, André Gide, Oscar Wilde, Beckett, Hemingway gibi daha bir çok ünlü bulunuyor. Lilas, 2007 den beri her yıl "Le Prix Lilas" adıyla bir edebiyat ödülü de veriyor.
İstanbul’da da bir zamanlar Edebiyatçıların müdavimi olduğu mekânlar vardı:
-Beyoğlu’nda Ayhan Işık Sokağı’nın girişindeki  Nisuaz, 1930-1950’ler boyunca edebiyatçıların uğrak yeriydi:Sabahattin Kudret Aksal, Abidin Dino ve Orhon Murat Arıburnu
-Sirkeci’de Ankara ve Ebusuut Messeret  caddelerinin köşesindeki kahveye Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Sait Faik, Melih Cevdet Anday, Necip Fazıl gibi edebiyatçılar gelirmiş.
-Küllük;Beyazıt Cami’sinin ana yola bakan tarafındaki bu bahçeli kıraathane, 1950’lerde adeta bir ilim irfan yuvasıymış.Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Peyami Safa, Necip Fazıl Kısakürek ve Cahit Sıtkı Tarancı gibi isimler burayı sıkça ziyaret etmiş.

LES DEUX MAGOTS 
İsmini sütunlardan birindeki iki çinli tüccar heykelinden almaktaymiş...
Paris’teki bohem ve entellektüel hayatın en canlı olduğu bölge Saint Germain/Les Deux 
Magots.Aynı isimdeki Cafe Les Deux Magots ilginç bir mekân. Hemingway’in gençliğinde
 takıldığı bu Cafe'deki Çinli(?) Heykellerin arasında fotoğrafta yer alırken  kendimi  film setinde gibi hissettim

SEFİLLER ROMANIN MEKANI JARDİN DU LUXEMBOURG BAHÇELERİ
Montparnasse Bulvar’ından kuzeydoğu tarafına yürüdüğünüzde Lüksemburg Bahçesi’neulaşırsınız. Jardin du Luxembourg, Paris'in 6. bölgesinde bulunan, ikinci büyük parkıdır. Victor Hugo’nun başyapıtlarından Sefiller’de adı sıkça geçen bahçe içerisinde birbirinden özgün pek çok heykel,anıt, çeşme ve büyükçe bir havuzu barındırır. Turistlerin gezi güzergâhlarında yer aldığı gibi Parislilerin tercih ettikleri bir buluşma mekânıdır.1969 yılınnda Hayat Resimli Roman’da daha sonra Anemon Yayınlarından çıkan DünyanınEn Güzel Aşk Hikayeleri kitabımda 2012 yılında yayınlanan “PARİS’DE BİR YABANCI “ Hikayesinde Paris şöyle anlatılır:

"... Çöllerin çocuğu Ömer Sani nihayet hayalinde yaşattığı Paris'e gelebilmişti. Eyfel kulesi,Sen nehri Lüksemburg parkı O'nu Rüyalarının ötesinde etkileyip başka alemlere götürmüştü.Enrico Macias'ın bir şarkısı çalıyordu : Adieu Mon Pays "elveda memleketim "Şarkıyı gözleri dolu dolu dinledikten sonra dışarı çıktı sonra yakındaki Lüksemburg parkına girdi."Pekcan Türkeş,1993-1994 yıllarında TGRT’de “AİLENİN AVUKATI” isimli bir Hukuk Programını sundu.ON PARMAĞINDA ON MARİFET OLAN ÜSTAD PEKCAN TÜRKEŞ'E TEŞEKKÜR EDİYOR  SAĞLIKLI BAŞARILARLA DOLU NİCE YILLAR DİLİYORUZ

NEWSTANBUL: BAŞAK GÖREL - KADİR ÇOLAK




Bu haber 311 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER RÖPORTAJ Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI YUKARI